0 yorum var - 17 Mayıs 2008 02:46
Hep karşı karşıya olmamıza rağmen şöyle sahici, candan ve yürekten hiç görüşemedik!..
Benim için zaten ilk zamanlar vasat birisiydi; giyimi, kuşamı, hareketleri vasattı işte…
Uzun boyu, beyaz pürüzsüz teni, uzunca saçlarıyla, kara kuruydu ama ateşten ve derindendi bakışları…
Gözleri…
O küçücük iki halka!.
Dünyaya, gerçeklere, güzelliğe, acıya, sevince yüreğimizi açmamızı sağlayan ve bizi ‘hop’ diye ele veren o iki minik daire…
O ne anlamlara, duygulara sayesinde kulaç açabildiğimiz gözler…
Bunca zaman o gözler bana baktı, ‘seni seviyorum’ diyordu ve hem de ‘hiç kimsenin sevemeyeceği kadar seviyorum seni…’
Onca gün dayandım!..
Dayanmam gerekti, herkesin yanında da “Al beni!.. Al beni!..” diye bağıramazdım ya!..
Ne gam kalırdı, nede keder keşke öyle yapabilseydim!..
Ama gel gör ki; anlamsız kurallar, yaşamımı sürdürmemi sağlayan mesleğimi yitirme korkusu, tabular…
Anlayacağınız, dokunma yüreğim cıızzz olur…
Buralarda sevda tü kaka!..
Ama ben onun çığlık bakışlarına yine de hüzünlü gözlerimle yanıt vermeye uğraşıyordum yüreğim ağzımda onca gün!..
Onun bulunduğu ortamlara girerken hem seviniyor, hem de tir tir titriyordum…
‘Sen benim ilahımsın’ diyen bakışlarını yine göreceğim diye umutlanıyor, heyecanlanıyor, dayanamam ele veririm kendimi diye korkuyordum!..
Onun gözlerinde gördüğüm kendimi kaçınılmaz olarak bulurum, salı veririm de ‘tutsağı’ olurum diye korkuyordum!..
Beni izlediği açıkça ortadaydı… Günlerdir yazdıklarımı hiç kaçırmıyor, yazdığı her öykü ya da not o gün yaşadıklarımıza bire bir denk düşüyordu!..
O kendini tanrı zannediyordu!..
Beni böylesine tutkulu seven saplantımı, artık seviyordum ama dedim ya korkuyordum da belalımdan!..
Hatta şimdi nefret ediyorum!..
Hayatımı allak bullak edip çekip gittiği için!..
Şimdiki gibi; günlük telaş içinde gelen bütün öfkem, hüznüm, onun renkli renkli kağıtlara yazıp bir yerlere iliştirdiği notlarla, kaçamak gülümsemelerle alıp başını gidiyor içime ‘sular’ serpiyordu…
Böylesi zamanlarda gözlerime bakarak söylediği sözlerle yumuşuyor, soba üzerinde ısıtılmış sac ekmeği gibi yumuşuyordum…
Bu anlarımda dürüm yapıp yiyebilirdiniz beni öylesi lezzetliydim…
O ise umarsızdı…
Ona olan aşkımı, evet sadece aşkımı belli etmeye çalışmaktan bitkin düşmüştüm…
O’da gözleriyle seni seviyorum demekten bıkmıştı…
İkimizde yorgunduk artık benim gözlerimle ona bakamayanlar, annesinin sayesinde burada olduğuna inanıyorlardı ama o hayatta gerçekten başarılıydı…
Bir sabah erkenden masasını toparlarken gördüm.
Ortalıkta kimseler yoktu…
“Gitmem gerek” dedi ve çekip gitti…
Önemli olanda buydu, çünkü özgürlüğüne en düşkün olan aşktır!..
.. Ve O istiyorsa gitmeliydi…
O bana benziyordu!..
Belki de O’nu; sadece bana benzediği için seviyordum…
Orhan B.' un bnm için yazdıgı yazı. minnettarım ..